GÜÇ ZEHİRLENMESİ VE BİR İMPARATORLUĞUN ÇÖKÜŞÜ: PABLO ESCOBAR’IN KANLI MİRASI VE DE İBRETLİK HAYAT HİKAYESİ…
1970’lerin Kolombiya’sında küçük çaplı kaçakçılık ve hırsızlık faaliyetleriyle başlayan bir hikaye, çok geçmeden küresel uyuşturucu ticaretini tek elden yöneten devasa ve acımasız bir suç imparatorluğuna dönüştü. Medellín Karteli’nin lideri Pablo Emilio Escobar Gaviria, sadece bir suç örgütü yöneticisi değil, Kolombiya’nın toplumsal, hukuki ve siyasi yapısını kökten sarsan, devlete alternatif bir güç odağı haline geldi. Onun hikayesi; hırsın, paranın ve gücün bir insanı ve bir ülkeyi nasıl bir felakete sürükleyebileceğinin en net vesikasıdır.
Robin Hood Maskesi ve Terörün Gerçek Yüzü
Escobar, gücünü tahkim etmek için çift taraflı bir strateji izledi. Halkın en yoksul kesiminin yaşadığı mahallelere evler, hastaneler ve futbol sahaları inşa ederek toplumsal bir taban kazandı. Kendini bir “Robin Hood” figürü olarak pazarlayarak yoksulların koruyucusu rolüne büründü. Ancak bu maskenin arkasında, kendi çıkarlarına ters düşen her şeyi yok etmeye programlı bir terör mekanizması vardı. Devlet kurumlarına, yargıçlara, gazetecilere ve siyasetçilere karşı başlattığı acımasız bombalı saldırılar, suikastlar ve uçak sabote etmeye varan eylemleri, Kolombiya’yı fiilen bir iç savaşın eşiğine getirdi.
“Gümüş ya da Kurşun” Kıskacında Siyaset
Onun döneminde Kolombiya siyaseti, tarihin en karanlık sayfalarını yazdı. “Plata o Plomo” (Gümüş ya da Kurşun) felsefesiyle devlet mekanizmalarını ya rüşvetle satın aldı ya da kanla sindirdi. En büyük korkusu olan “ABD’ye iade edilme” ihtimaline karşı devlete savaş açacak kadar gözü dönen Escobar, güç zehirlenmesinin zirvesindeyken kendi ülkesinin meclisine girmeyi bile başardı. Ancak illegal bir imparatorluğun legal bir sistemle kalıcı olarak uzlaşması imkansızdı.
Haram, Kan ve Gözyaşının İlahi Hükmü
İşte tam bu noktada durup bakılması gereken asıl hakikat, haramla, kanla ve masumların gözyaşıyla, can alınarak kazanılan bir malın ve mülkün hiç kimseye asla hayır getirmeyeceğidir. Escobar’ın milyarlarca dolarlık kanlı serveti, bu ilahi kanunun yeryüzündeki en somut ve ibretlik örneğidir.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, Bakara Suresi 188. ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurur:
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için devletteki yetkililere rüşvet vermeyin.”
Yine Nisa Suresi 29. ayet-i kerimede, meşru ve helal kazancın sınırları net olarak çizilmiştir:
“Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin ve kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.”
İki cihan serveri Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de bir hadis-i şeriflerinde, helal kazancın ebedi selametini müjdelerken, haramın getireceği kaçınılmaz yıkımı şöyle ihtar buyurmuştur:
“Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.” Başka bir hadis-i şerifte ise, “Haramla beslenen hiçbir beden cennete giremez, onun hakkı ancak ateştir” buyurularak, zulüm ve kan üzerine kurulu hiçbir saltanatın akıbetinin hayır olamayacağı bizlere bildirilmiştir.
Tarihin Tozlu Raflarında Yok Olan “Yıkılmaz” Güçler
Escobar’ın bu kanlı sonu, tarih sahnesinde ilk değildir. İnsanlık tarihi, haram mal mülk yığarak kendisini “yıkılmaz ve devasa bir güç” zanneden, ancak Allah Teala’nın bir anlık takdiriyle yerle yeksan olan nice zorbaların ibretlik hikayeleriyle doludur.
Kur’an-ı Kerim’de zenginliğiyle kibirlenen, hazinelerinin anahtarlarını bile taşımakta güçlülerin aciz kaldığı Kârûn, gücünün ve malının zirvesindeyken tüm servetiyle birlikte yerin dibine geçirilmiştir. Keza mülkün tek sahibi olduğunu iddia eden Firavunlar, parasıyla ordular satın alan Nemrutlar ve haksız kazançla zulüm kaleleri kuran kavimler, ilahi adaletin tecelli ettiği o an geldiğinde birer birer tarih sahnesinden silinmişlerdir. İlahi adalet, haram üzerine gökdelenler dikenlerin, o kulelerin altında ezilmesini her devirde hükme bağlamıştır.
Hırsın Kurbanı Olan 44 Yıllık Bir Ömür
Kamuoyunda popüler kültürün etkisiyle ona “kokainin mucidi” yakıştırması yapılsa da o, bir mucit değil; zehir ticaretini endüstriyel ve küresel bir lojistik ağına çeviren acımasız bir barondur. Ölümüne yakın dönemde, bugünün parasıyla milyarlarca dolarlık devasa bir serveti kontrol ettiği biliniyordu. Ancak bu devasa servet ve silahlı güç, kaçınılmaz sonu engellemeye yetmedi.
Girdiği güç zehirlenmesinin ve sınır tanımayan hırsının kurbanı olan Escobar, 2 Aralık 1993 yılında Medellín’de çatı katlarında biten nefes kesen bir operasyonla, devlet güçleriyle girdiği silahlı çatışmada öldürüldü. 44 yaşında noktalanan bu hayat, sadece bireysel bir suçlunun çöküşünü değil; küresel uyuşturucu ağlarının devlet mekanizmalarıyla olan girift, kirli ve kanlı bağının ne kadar büyük bir toplumsal tehdit olduğunu tüm dünyaya bir kez daha kanıtladı.
Bu haberi paylaşın:


