Şimdi yükleniyor

ÇOCUKLARIN KANIYLA YAZILAN SENARYOLAR TOPLUMUMUZU SARAN GÖRÜNMEZ AĞLAR VE İHANET TİYATROLARI: GÜNEY YILDIRIM: YAZDI.

Güngören’de yaşanan ve hepimizi derinden yaralayan Atlas Çağlayan cinayeti, toplum olarak kanayan yaramıza bir kez daha parmak bastı. Henüz bir çocuk olan Atlas’ın hayatı, yine bir çocuk tarafından sonlandırıldı. Bu trajedi, (Ağlatı) basit bir “suç” olmanın çok ötesinde, toplumsal dokumuzu kemiren sistematik bir çürümeyi gözler önüne seriyor. Ancak asıl sorgulanması gereken, bu çocukları perde arkasında örgütleyen, yönlendiren ve kullanan kirli ellerdir. Bu eller, Türk milletinin geleceğine, nesillerine, çoluk çocuğuna karşı büyük bir ihanet ve kumpas kurmuştur. Gereğinin yapılmasını beklemek sadece vatandaşlık hakkımız değil, insanlık görevimizdir.

Yaşananlar sıradan, basit olaylar değildir. Toplumumuzun her katmanına, özellikle de savunmasız gençlik ve çocuklarımıza yönelik planlı, programlı bir saldırı ile karşı karşıyayız. Lakin perde arkasındaki “İblisler” öyle ustaca bir senaryo yazmış, öyle ince bir oyun kurmuşlardır ki, her şeyi tamamen sıradan, anlık ve bireysel olaylarmış gibi göstermektedirler. Bu, algıyı yönetmenin en karanlık ve en etkili yöntemidir.

Derin bir gözlemle görüyoruz ki, ülkemizde son yıllarda aşırı bir yozlaşma ve kaos iklimi bilinçli bir şekilde oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu iklimin mimarları, perde arkasındaki şebekelerdir. İç ve dış mihrakların iş birliğiyle, toplumun manevi ve ahlaki dinamitlerini patlatmak, aile yapısını çökertmek ve milli birlik duygusunu zedelemek için canhıraş bir çaba içindedirler. Cumhur İttifakı’nın tüm düşmanları, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ruhunu ve hedeflerini hâlâ diri tutmak, davayı güdümlemek amacıyla bir araya gelmiş durumdadır. Tüm şeytani usul ve yöntemleri kullanarak toplumsal huzuru, güveni ve istikrarı hedef almaktadırlar.

Artık kanaat getirmiş durumdayım: Bu çocuk cinayetleri, kadın cinayetleri, uyuşturucu bataklığına itilen gençler, ahlaki çöküşü pompalayan içerikler ve tüm dinsiz imansız işler, tek ve büyük bir resmin parçalarıdır. Maksat, Türk milletini tarihinden, inancından, değerlerinden kopararak, savunmasız, aidiyetsiz ve dirençsiz bir kitle haline getirmektir.

Bu noktada, “Devletin Bekası” kitabının yazarı Güney Yıldırım olarak kitabımda da tüm bu konulara işaret ettiğim gibi, meselenin sadece güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda bir “beka” sorunu olarak ele alınması elzemdir. Devletimizin tüm birimleriyle, bu görünmez savaşın farkında olarak topyekûn bir mücadele içine girmesi gerekmektedir. Adliyenin, emniyetin, eğitim sisteminin, medyanın ve sivil toplumun, bu karanlık senaryoyu bozmak için koordineli çalışması şarttır.

Sonuç olarak, Güngören’deki acı olay, bize sadece bir kaybın matemini tutmak için değil, uyanmak için de çağrıdır. Kör olmamak, gerçekleri görmek ve bu organize ihanet tiyatrosunun perdesini yırtmak zorundayız. Bunun yolu, toplum olarak kenetlenmek, değerlerimize sahip çıkmak, gençlerimizi sahipsiz bırakmamak ve devletimizin bu mücadelesinin yanında dimdik durmaktan geçer. Unutmayalım ki, hedefteki sadece bir çocuk değil, Türk milletinin bütün geleceğidir. Bu oyunu bozmak ise, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bu haberi paylaşın: