MİLLÎ İRADENİN BEDELİ: 27 MAYIS’IN KARANLIĞINDAN DEMOKRASİ ZAFERİNE UZANAN BEKA MÜCADELESİ Devletin Bekası Kitabının Yazarı Güney YILDIRIM Yazdı…

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Tarih, sarsılmaz bir hafızadır; milletlerin hafızası ise onların varlık ve beka şuurunun pusulasıdır. Bugün, millî irademize, hürriyetimize ve bu toprakların aziz sinesine saplanan en hançerli darbelerden biri olan 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinin 66. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu kara gün, yalnızca bir hükûmetin devrilmesi hadisesi değildir; sandıkta milletin teveccühünü kazanamayan odakların, egemenliği zorbalıkla gasbetme gafletidir. 27 Mayıs; vesayeti kalıcı kılmak isteyen, milleti kendi öz yurdunda parya görmeye yeltenen o karanlık zihniyetin, yani bu topraklardaki tüm darbelerin menşei ve anasıdır.
Bu haksızlığın, bu hukuk katliamının en acı meyvesi Yassıada’nın düzmece mahkemelerinde verilmiştir. Çok partili siyasî hayatımızın millet eliyle seçilmiş ilk Başbakanı merhum Adnan Menderes ile onun yol arkadaşları, kıymetli bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, sadece ve sadece milletleriyle kurdukları o sarsılmaz muhabbet bağı sebebiyle darağacına yürümüşlerdir. Onlar, bedeni feda etseler de ruhlarını ve davalarını bu millete emanet bırakmış sarsılmaz adalet abideleridir.
Bizim medeniyetimizde, vatanı, milleti ve kutsal değerleri uğruna canını ortaya koyanların makamı sarsılmaz bir müjdeyle tescillenmiştir. Cenab-ı Hak, Bakara Sûresi 154. ayet-i kerimesinde şehadete erenlerin ölümsüzlüğünü bizlere şöyle beyan buyurmaktadır:
وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ أَمْوَاتٌۜ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.”
İşte bu şuurla, milletin emanetini canı pahasına koruyan merhum Menderes ve arkadaşları, o kara günün cellatları karşısında birer demokrasi ve hürriyet şehidi olarak adlarını tarihin altın sayfalarına yazdırmışlardır. Onların yaktığı istiklal meşalesi, milletimizin sinesinde hiçbir zaman sönmemiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde meşru idareye, hakka ve adalete sahip çıkmanın önemini şu veciz sözlerle ifade buyurmaktadır:
مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ
“Malı uğrunda öldürülen şehittir, dini uğrunda öldürülen şehittir, canı uğrunda öldürülen şehittir, ailesi (ve namusu) uğrunda öldürülen şehittir.” (Tirmizî)
Milletin hukukunu, devletin itibarını ve millî iradeyi savunurken şehadet şerbetini içen her bir devlet büyüğümüz, bu ilahi müjdenin sancağını taşımaktadır. 1960’tan 15 Temmuz 2016’ya kadar uzanan o çetin tarihi süreçte, bu aziz millet çok ağır bedeller ödemiştir. Ancak nihayetinde, tankların ve silahların karşısına göğsünü siper ederek bizzat çıkan Türk milleti, kendi iradesinin üzerinde hiçbir beşerî gücün bulunmadığını ve bulunamayacağını tüm dünyaya en gür sesle ilan etmiştir.
Kalemimizi ve kelamımızı adaletin, hakkaniyetin ve devletin bekasının emrine amade kılan bir anlayışla; “Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı Kılma” vizyonumuzdan milim sapmadan yürümeye devam edeceğiz. Vesayet odaklarına, darbeye ve millî iradeyi ipotek altına almaya çalışan her türlü bedhâha karşı durmak, bu topraklara, ecdadımıza ve gelecek nesillerimize olan sarsılmaz namus borcumuzdur.
Bu duygu ve düşüncelerle; hürriyet, vatan ve millî egemenlik uğruna canlarını feda eden başta merhum Başbakanımız Adnan Menderes’i, bakanlarımız Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı ve bu vatanın bekası için gözünü kırpmadan şehadete yürüyen tüm aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve sonsuz şükranla anıyorum.
Ruhları şâd, mekânları cennet, makamları âli olsun. Demokrasimiz ve millî irademiz daim olsun.
Bu haberi paylaşın:


