ERGENEKON’UN ATEŞİNDEN İSTANBUL’UN BURÇLARINA: TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜNÜN MUKADDES ZAFERİ Devletin Bekası Kitabının Yazarı Güney YILDIRIM Yazdı
ERGENEKON’UN ATEŞİNDEN İSTANBUL’UN BURÇLARINA: TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜNÜN MUKADDES ZAFERİ
Devletin Bekası Kitabının Yazarı Güney YILDIRIM Yazdı
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Tarih, sarsılmaz bir hafıza; milletlerin hafızası ise onların varlık ve beka şuurunun en büyük pusulasıdır. Türk milleti, zamanın ve mekânın sınırlarını aşan, insanlık tarihine adalet ve hürriyet mührünü vuran kadim bir yürüyüşün adıdır. Bu yürüyüş, demirden dağların eritildiği o mukaddes şafakta, Ergenekon’da başlamıştır. Küle dönmesi beklenen bir milletin, küllerinden yeniden doğarak tarih sahnesine fırlayışı ve yeryüzüne nizam verme ülküsü, o günden bugüne sönmeyen bir istiklal ateşidir.
Türk devlet felsefesi, “Devlet-i Ebed Müddet” fikri üzerine kuruludur. Bu köklü gelenek boyunca tarih sahnesinde 16 büyük imparatorluk, sayısız devlet kurulmuş; coğrafyalar, isimler ve hanedanlar değişse de devletin ruhu ve sürekliliği asla kesintiye uğramamıştır. Hunlar’dan Göktürkler’e, Uygurlar’dan Karahanlılar’a uzanan bu zincirde; zaman zaman taht kavgaları, iç çekişmeler veya dış tehditlerle devletler yıkılmış gibi görünse de bir Türk devletinin bittiği yerde, bir diğeri aynı sancak ve teşkilat şuurunu devralmıştır. Çünkü Türklerde yıkılan sadece bir yönetim, baki kalan ise devlet ve millet asaletidir.
Bu kutlu yürüyüşün en strategic dönüm noktalarından biri, yüzünü batıya, yani Anadolu’ya çevirmesidir. Sultan Alparslan’ın Malazgirt ovalarında yazdığı şanlı destan, sadece coğrafi bir kapıyı açmamış; bu toprakları ilelebet İslam’ın ve Türk-İslam Ülküsü’nün sarsılmaz kalesi kılmıştır. Anadolu’ya girişimiz, merhametin, adaletin ve hakkın bu coğrafyaya yerleşmesidir. Ardından kurulan büyük Selçuklu medeniyeti, haçlı seferlerine göğsünü siper ederek İslam dünyasının hamiliğini üstlenmiştir.
Bu hamiliğin en müstesna nişanelerinden biri de mukaddes şehir Kudüs’ün fethidir. Haçlıların zulmü altında inleyen, her köşesinden kan damlayan Kudüs, Selahaddin Eyyubî’nin sancağı altında adaletle yeniden nefes almıştır. Türk-İslam idaresi, Kudüs’e sadece egemenlik değil, asırlarca sürecek bir barış ve inanç özgürlüğü dönemi bahşetmiştir. Hz. Ömer’in adalet mirasını devralan ecdadımız, Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin bir arada huzurla yaşayabileceği bir nizamı dünyaya ispat etmiştir.
İşte bu köklü tarih ağacının en muazzam, en görkemli meyvesi ise şüphesiz 29 Mayıs 1453’te, İstanbul surlarında açmıştır. İstanbul’un Fethi, sıradan bir askeri başarı veya bir toprak parçasının ele geçirilmesi hadisesi kesinlikle değildir; çağ açıp çağ kapatan, küresel güç dengelerini kökten sarsan derin bir medeniyet devrimidir.
Bu kutlu fethin manevi mimarı, Sultan’ın dizinin dibinden ayrılmayan, ordunun ve Fatih’in akıl hocası olan Akşemsettin Hazretleri’dir. Akşemsettin, fetihte çok büyük bir rol oynamış, askerin sarsılan umutlarını her defasında ayağa kaldırarak surların yıkılacağı müjdesiyle orduya manevi bir zırh olmuştur. Fetih ordusunun ruhunu besleyen bu manevi damar, köklerini asırlar öncesinden alan ulu bir çınara bağlıdır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) Medine-i Münevvere’ye hicret ettiğinde evinde tam 7 ay boyunca misafir etme şerefine nail olan büyük sahabi Eyüp Sultan (Ebu Eyyûb el-Ensari) Hazretleri, fetih ayetini ve müjdesini bizzat Resûlullah’ın mübarek ağzından duymuştu. Bu mukaddes müjdeye nail olabilmek için ilerlemiş yaşına rağmen 6 oğluyla birlikte yollara düşüp İstanbul kuşatmasına katıldı ve surların önünde şehadet şerbetini içti. Vefat etmeden önce evlatlarına ve yanındakilere o tarihi nasihati verdi: “Beni surların olabildiğince yakınına, en ileri noktaya, surların önüne defnedin.” İşte asırlarca gizli kalan bu mübarek kabri, fethin hemen ardından Fatih’in hocası Akşemsettin manevi bir keşifle bularak İslam dünyasına armağan etti.
Fatih Sultan Mehmed Han, Bizans’ın köhnemiş surlarını sadece toplarla değil; askeri dehası, gemileri karadan yürüten sarsılmaz imanı, gemi mühendisliğinden matematiğe uzanan ilmi üstünlüğüyle yıkmıştır. İstanbul’un fethiyle birlikte, Doğu Roma’nın teolojik ve siyasi vesayeti son bulmuş, Osmanlı bir cihan devleti olarak tarih sahnesinin merkezine yerleşmiştir. Fatih, fethin hemen ardından yayınladığı amanname ile farklı din ve ırktan tebaanın can, mal ve inanç emniyetini garanti altına alarak, Batı’nın asırlarca ulaşamadığı o mutlak adalet duygusunu insanlığa armağan etmiştir.
Bu muazzam fethin arkasındaki en büyük itici güç, hiç şüphesiz iki cihan serveri Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) asırlar öncesinden ümmetine müjdelediği o kutlu ufuktur. Allah Resulü, bu büyük günü ve o şanlı orduyu şu vecd dolu sözlerle tescillemiştir:
لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ
“İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Bugün bizler; Ergenekon’un o çelik iradesini, Malazgirt’in imanını, Kudüs’ün merhametini ve İstanbul’un fethindeki cihanşümul vizyonu damarlarımızda taşıyoruz. Kalemimizi ve kelamımızı her daim devletin bekasının, millî iradenin ve sarsılmaz adaletin emrine amade kılan bir anlayışla; “Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı Kılma” vizyonumuzdan milim sapmadan yürümeye devam edeceğiz. Kadim geleneklerimize sahip çıkmak, bu kutlu toprakları ve şanlı tarihi canımız pahasına korumak, geleceğe olan en mukaddes namus borcumuzdur.
Bu vesileyle, başta çağ açıp çağ kapatan büyük hakan Fatih Sultan Mehmed Han ve muzaffer askerleri olmak üzere, manevi rehberimiz Akşemsettin Hazretleri’ni, Eyüp Sultan Hazretleri’ni ve Ergenekon’dan bugüne kadar vatan, millet ve mukaddesat uğruna canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve sonsuz şükranla anıyorum.
Ruhları şâd, mekânları cennet, devletimizin bekası daim olsun. #DevletinBekasıKitabınınYazarıGüneyYıldırım

Bu haberi paylaşın:


