Seçim Havasını Kokladık… Güney Yıldırım. Yazdı…
İşin doğrusu yolumuz İstanbul ‘ da birkaç semte düştü. Şöyle bir esnafı kolaçan ettik. Herkeste ayrı bir hava esiyor. Kiminde bayram havası, kiminde endişe havası, kiminde ne olacak bu memleketin hali, havası, kiminde ise dünyalık meşgale’ler: Hepimiz insanız, insani fıtratımız gereği bunlar düşünülecek, olacak, yaşanacak şeyler. İnsanız işte! Fıtrat gereği ölümlü bir varlıktan ne bekliyoruz ki? Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, davranırız. Taa ki! Ölüm kuşu (ölüm meleği) gelip şöyle ensemizden ruhumuzu çekip alıp gidene kadar. Ancak O zaman uyanırız. Şöyle bir ülke hayal ediyorum. Herkesin hakkına razı olduğu, kimsenin kimseyi ötekileştirmediği ya da arkasından her türlü fitne fücur ve dolabı çevirmediği, yalan söylemediği, çıkarları için bin bir türlü takla atmadığı, tüm insanlığın ortak kabul ettiği ahlaki insani ve etik değerlere saygılı olduğu, sabah kişiler evinden çıkınca huzurlu bir şekilde işinin, aşının peşinden koştuğu, gelecek gidecek kaygısı yaşamadığı bir ülke! Şimdi bu satırları okuyan kıymetli okuyucu diyecek ki öyle bir ülke de yaşamıyor muyuz? Tabii ki yaşıyoruz da! İşte! Dahası! Var: Peki! Bu! Dahası! Nedir? İnsanoğlunun nefsinin arzularına bir türlü gem vuramamasıdır. Bu! Nefis belası o kadar azgındır ki bir türlü ipe sapa gelmez… Zaten ona gem vuranlar. İki dünyasını da mamur etmiş kimselerdir.” Peygamber efendimiz Hz Muhammed sav Mekke’nin fethinden dönerken. Yolda sahabelerine o meşhur nasihatini vermişti! Ne demişti? Küçük cihattan çıktık şimdi ise büyük cihada gidiyoruz, demişti. Sahabi şaşırmıştı! Ya alemlerin efendisi büyük cihat ne ola ki? Efendimiz sahabenin merakını ve endişesini giderdi. Yüzyıllardır tarihin derinliklerine kaydolmuş ve tazeliğini de halen ilk günkü gibi koruyan sözcükler. İnci tanesi dişlerinin arasından gelip süzülüp dökülen o meşhur nasihati: O büyük cihattır! Nefsinizle olan cihattır. dedi! Sahabi işte o zaman anladı; bu nefis belasının ne menem bir illet olduğunu. Efendimizin işaret buyurduğu gibi bugün de bu seçim atmosferinde çok yaman bir şekilde şahit oluyoruz. Halbuki halkımız kime oy verir başa getirirse herkesin bunu hazmetmesi ve saygı göstermesi tam bir vakarlı duruştur da kimse hakkına razı gelmiyor. Bakıyorlar ki birinin kazanacağını hissetsinler en ufağından en büyüğüne kadar. Binbir türlü çetrefilli ayak oyunlarına baş vuruyorlar. Zafer kazanmaya yakın olanı çekip ayağından aşağı nasıl indiririzin hesabını yapıyorlar. Ahir zamanı çok şiddetli yaşıyoruz. Yine kuranı kerimden bir örnek vereceğim. Hz. Şuayp as. Medyen halkına gönderilmiş bir Peygamberdi. Halkı yoldan çıkmış, ticaretlerine hile katmıştılar. Alışverişlerinde ölçü ve tartıya dikkat etmeyip, her türlü hileyi, kurnazlığı bir övünç ve de başarı olarak görüp, birbirlerine böbürleniyorlardı. Allah cc. Medyen ‘e de kardeşleri Şuayb’ ı gönderdik. Onlara şöyle dedi; Ey kavmim! Allah ‘a kulluk ediniz. Çünkü sizin Ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. Mal ve eşyanın değerini düşürerek, insanlara haksızlık yapmayın. Yeryüzünde düzen sağlandıktan sonra ise orada bozgunculuk çıkarmayın. Gerçekten mümin iseniz sizin için hayırlı olan budur. (A’râf/85. Ayet) Kavmi Peygamberinin sözüne kulak asmadılar, döndü! Dediler ki: Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğundan hiçbir şey anlamıyoruz. Ayrıca seni içimizde çok zayıf biri olarak görüyoruz. Eğer akrabaların olmasaydı mutlaka seni taşa tutar öldürürdük. Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur. (Hud suresi 91. Ayet) Azgınlaşan nefislerin başına neler geldiği Kur’an ayetleriyle apaçık ortada iken! Halen neden yanlışta ısrar ederiz anlamakta güçlük çekiyorum. Sözün özü; şu mübarek ramazan ayınıda vesile kılıp, bir iç dünyamıza dönüp nefis terbiyesine girip kendimizden hesap sormalıyız. Ölüm kuşu gelip bizi almadan. Yoksa son pişmanlık fayda vermez. Seçimlere gelince de kıymetli okuyucu, hayırlısı neyse O, olsun. Hiçbir şey veya hiçkimse vazgeçilmez değildir. Mezarlıklar bensiz olmaz diyenlerle dolmuş taşmıştır. Bazen mezarlıklara gidip, dönüp nefsimize demeliyiz ki! Bak; birgün gelip bu soğuk toprağın altına sende gireceksin. Ona göre yaşa, ona göre davran.Tabii! Bizde günahkâr bir kul olarak dilimizin döndüğünce, kalemimizin de yettiğince bir şeyler söyleyip, yazmaya çalıştık. Sürçü lisan ettikse affola! Fuzuli’nin şu güzel mısralarıyla düşüncelerimizi bağlayalım. “insanların ar damarı ne zaman çatlar biliyor musunuz? Birinin gözyaşına sebep olduğu halde, sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya başladığında.” Bende! Fuzuli üsdatımızın bu güzel mısralarının altına imzamı atıyorum. Kalın sağlıcakla. Güney Yıldırım…
Bu haberi paylaşın:


Yorum gönder
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.